domenica 8 novembre 2009
sabato 3 ottobre 2009
venerdì 11 settembre 2009
lunedì 31 agosto 2009
Vaziyet # 25

# Geçenlerde roll-on aldım, bildiğin roll-off çıktı (-Bildiğim? -Evet bildiğin).Kullanırken zorlanıyorum.Çok büyük ihtimalle sürtünme katsayısı 1'den büyük.Rollamasını ankastre takmışlar.
(Bakınız: rollama)
# Sahaflarla problem yaşamaya devam ediyorum.Topu topu 2 tane sahaf var ve ikisi de birbirinden rijit.Halil İnalcık kitaplarını sormaya gittim.Aynen şöyle bir diyalog:
-Merhaba, Halil İ..
-Yok.
-Kitabın adı Devlet-i Aliy..
-Yok yok.
Ulan bari kimi aradığımı tam söyleseydim be...
# Diğer sahafta da kitaplara bakarken Osmanlı ile ilgili bi kitap dikkatimi çekti elime aldım arka kapak yazısını okuyorum, şöyle bi tanım var:
Aslında Sırp Sındığı savaşı kazanılmadı, biliyor muydunuz?
Kime yazdırıyolar bu kitapları diye alaycı bi şekilde güldüm geri bıraktım.Dükkan sahibi dedi ki:
-Geçmişle güzel dalga geçmişler, ama kafanız karışmasın, boşverin.Siz bildiklerinize devam edin.
# Kitaplardan yazmaya başlamışken, elimdeki İlyada kitabını sağa sola atıyodum, şimdi mumla arıyorum.Bildiğim heryere baktım ama hiçbiyerde bulamadım.Homeros'un İlyada'sı yahu, kimsede olmaz mı arkadaş? Bundan temel eser mi olur?
# Maillerime cevap atmayan Mustafa Armağan ve Murat Bardakçı'yı esefle kınıyor, insanlık dersi almalarını istiyorum.Ekran başından sallarken iyi, bişey sorunca cevap yok.Adam mısınız?
# Otobüste "arkalara doğru ilerleyin delüğanlılar" diye uyaran şoförün ikazından sonra sabit durduğumdan mütevellit arkamdan geçmeye çalışan insanlara yol vermek maksadıyla kendimi ileri doğru hareketlendirince arkamda kalan boşluğa geçmesi için yer verdiğim adamın durmasına kıl oluyorum.Geri dönüp ağzına çakasım geliyor.Geç diye çekildik kenara oraya durup da alanımı daralt diye değil.(En baştaki ne cümle oldu yahu!)
venerdì 28 agosto 2009
Gisele Bündchen # Pantene
Aynen katılıyorum.
Pantene'den vazgeçmeyeceksin arkadaş.
Öyle "My name is Muhammed Aaaali Gül and i use Clear for men"'le olmuyor bu işler.
Ronaldo'ya selam, Pantene'e devam...
domenica 23 agosto 2009
Fetih 1453

İstanbul'un fethi film oluyormuş.Fragmanı dolaşıyor sağda solda.2,5 dakikalık ama tamamını izlemeden kapatım.Yıllardır böyle bi film çekilmesini isterim, yabancıların herşeyi abartıp dünyayı fethetme efsanelerinden bıktım.Çekiliyor çekiliyor da yalan yanlış gırla be kardeşim...
Evvela Osmanlı ordusunda fil yoktur.Yapımcı Faruk Aksoy çok kitap okudum filmi çekmeden önce demiş ama ne kitabı okumuş bilmiyorum.Hangi kitapta yazar bu filler? İzleyen de yanlış öğrenecek şimdi.Sinemanın kitaba göre daha akılda kalıcı olduğunu da gözönüne alırsak çık işin içinden.İlber Ortaylı'nın Osmanlı ordusu adlı belgesel niteliğindeki dersini izlemeyi tavsiye ediyorum meraklı arkadaşlara.Bulamayan olursa yardımcı olurum...
Diğer taraftan Fatih karakteri odun gibi oturmuş.O adamdan Fatih falan olmaz, tipi benzemiyor bi kere.Ayrıca şunu hep atlıyorlar ; Fatih İstanbul'u fethettiğinde 21 yaşındaydı ve yüzünde bi karış sakal yoktu.Şu tiplemeden vazgeçin artık! Elimizdeki tek gerçekçi Fatih Sultan Mehmed portresi Gentile Bellini tarafından yapılmıştır ve yıl 1480'dir.Bu da Sultan Fatih'in o sırada 48 yaşında olduğunu gösterir.
Gladyatör ve 300 Spartalı tarzında bir film yapacağız demiş sevgili yapımcı Faruk Aksoy.Hayal dünyasında yaşamaktan vazgeçin de gidip Recep İvedik çekmeye devam edin diyorum...
martedì 18 agosto 2009
Gemileri Karadan Yürütme
Dağın 2 ucu arasındaki üzerindeki ağaçlık çukur bölge(kolları yukarı doğru uzanan parabolün alt tepe noktası gibi)

Hayattaki tek idolüm, manyaklık derecesinde bağlı olduğum insan Fatih Sultan Mehmed'in Amasya'da şehzadelik yaptığını ilgili arkadaşlar bilirler.Benim de Amasya'lı olduğumu gözönüne alırsak yaklaşık 550 yıl önce Fatih'in seyrettiği manzarayı bugün ben seyrediyorum.Geçenlerde evden görünen manzaraya bakarken kafamda bir şimşek çaktı...
İstanbul fethedilirken akıllara durgunluk veren "gemi yürütme hadisesi" Fatih'in birden mi aklına geldi yoksa daha önceden tasarladığı birşey miydi?
Da da da daaannn...
Gördüğüm manzaradan sonra kafamda çakan o şimşeğe bakılırsa, ayrıca ben de Fatih ruhu olduğu düşünülürse şahsi fikrimce önceden tasarladı çünkü bizzat çektiğim fotoğraftaki dağı ve o alçak bölgeyi gördüğünüzde bana hak vereceksiniz.Bu açıdan dağa ilk baktığımda söylediğim cümle: "ulan şurdan ne süper gemi atlatılır" oldu.Ayrıca dağın 2 eteğinde ırmak aktığı düşünülürse teorim hiç de yabana atılacak türden olmadığını bir kez daha kanıtlıyor.
Ya da ben manyağım, evet kesin manyağım...
lunedì 10 agosto 2009
Sultan Fatih ve Şehzade Ali
14. yüzyılın 2. yarısı...
Osmanlılar şehre iyice yayılıp, egemenliklerini şehrin her metrekaresine işleme çalışmalarına son sürat devam ediyorlardı.Sultan Fatih, gelişmeleri büyük bir memnuniyetle izliyordu.Bununla yetinmiyor, mukaddes ülkesine her sene yeni topraklar katıyordu.Kendisinden sonra tahta geçecek olan Şehzade Ali’yi Amasya’ya göndermişti.Bazı sıralar yanına çağırıyor, taht için yeterli olup olmadığını bizzat gözlemliyordu.Görünüşe göre Ali taht için yeteri kadar pişmişti…
Yine bir gün Topkapı Sarayı’ndalarken, Rum elçilerin geldiği ve Sultan’la konuşmak istedikleri söylendi.Sultan Fatih, Ali’nin de orada olmasını istedi ve elçileri birlikte kabul edeceklerini söyleyerek elçilerin huzuruna gelmesine müsaade etti.
Gelenlerin istekleri sıradan bir yeniçeriyi bile güldürmeye yeterdi aslında.Rumlar İstanbul’u geri istiyorlardı, eğer teslim etmezseniz zorla girer alırız diye tehditkar konuşmaktan da kaçınmadılar.Ali yerinden kalkıp o elçinin kafasını koparmak istedi ama Fatih buna müsaade etmedi, genç Şehzade’yi tutarak sakin olmasını tembihledi.Olanca sükunetini koruyordu.Münasebetsiz elçilere şu cevabı verdi:
İstanbul buradadır, gücünüz yeterse gelin alın.
Ben Sultan Fatih Mehmed Han!
Ömrüm yettiği sürece burayı muhafaza edeceğim.
Sükunetimi bakidir lakin bir daha böyle bir istekle gelirseniz Allah’ın ve ordumun gazabından korkun!
Elçiler çökmüş ve elleri boş bir şekilde geri dönerlerken, Fatih yanında oturan genç Şehzade’ye dönerek şunları söyledi:
Cesaretinden en ufak bir şüphe duymayacağımı bir kez daha gördüm ve gözüm arkada gitmeyecek.Benden sonra bu taht senindir, bu sana en büyük mirasımdır.Hak yolundan ayrılmayacaksın çünkü bu övgülü şehri sen yaşatacaksın…
Yine bir kafir toprağı ezan sesleriyle dolacaktı, bu mucizevi sesle tüm dünyayı çalkalamak için hastalığına rağmen bütün iştahıyla sefere gitmekte olan bir Ufuklar Sultanı…
Ufukta Otranto Kalesi gülümsüyordu…
Bu yazıyı gördüğüm bir rüya üzerine yazdım.
domenica 5 luglio 2009
Gereksizsin Çarşı...

Herşeyden önce merak ediyorum şunu, bu gruba katılmak için embesil olmak zorunlu mu? Yeni üye alırlarken IQ testi yapıyorlar mıdır acaba? Yüksek ihtimalle evet yapıyorlar. Yoksa cımbızla seçsen bu kadar adamı biraraya toplayamazsın...
Michael Jackson kim acaba tanıyanı var mı? Ya da Jackson'un Beşiktaş'tan haberi var mı? Yaratıcılık(çok fazla kullanmak istemiyorum ama başka kelime olmadı buraya) yoksunluğu bu işte. Birşey çıkaracağız derken kepazeliğin dibine vuruyorlar her seferinde...


